Unutamadıklarımız Bölüm 2: Volkan 2-1 Galatasaray

Unutamadıklarımız Bölüm 2: Volkan 2-1 Galatasaray

Parçalı ile Çubuklunun mücadesi öncesi bu yazımızda Degaj Sports yazarlarıyla birlikte oluşturduğumuz “UNUTAMADIKLARIMIZ” adlı serinin ikinci bölümünde Süper Final Şampiyonluk Grubunun ikinci haftasındaki Galatasaray-Fenerbahçe maçını yazmak bana düştü, keyifli okumalar dilerim.

22 NİSAN 2012

HAKEM: FIRAT AYDINUS

GALATASARAY(FATİH TERİM): MUSLERA-EBOUE-SEMİH-UJFALUSİ-HAKAN BALTA-MELO-SELÇUK İNAN-ENGİN BAYTAR-EMRE ÇOLAK-ELMANDER-NECATİ ATEŞ

FENERBAHÇE(AYKUT KOCAMAN): VOLKAN-GÖKHAN-BEKİR-YOBO-ZİEGLER-SELÇUK ŞAHİN-CRİSTİAN-CANER-ALEX-MEHMET TOPUZ-SOW

FENERBAHÇE TARİHİNDEKİ UNUTULMAZ SENE!

3 Temmuz süreci şüphesiz o dönem 10 yaşındaki ben dahil birçok Fenerbahçe taraftarı için sancılı geçti. Okulda, iş yerlerinde, arkadaş ortamlarında her Fenerbahçelinin maruz kaldığı bir “şikeci” yaftası olmuştur. Bu sezonun şüphesiz bütün Fenerbahçe taraftarları için yeri apayrıdır. Başkan Aziz Yıldırım’ın cezaevinde olduğu 2011-2012 senesinde, Aykut Kocaman önderliğinde futbolcularının ortaya koyduğu karakterle beraber Fenerbahçe camiası yapılan operasyonlara rağmen şampiyonluğa dair hiçbir zaman umudunu kaybetmemiş şekilde yoluna emin adımlarla devam etmekteydi. Malum senede ben ve babam her haftasonu aynı zamanda bir PlayStation kafe olan evimizin yakınındaki bir kafeyi mesken bilmiştik.

FENERBAHÇE İÇİN “TAMAM-DEVAM” MAÇI!

22 Nisan 2012 sabahı, evimize alınan gazetenin ilk olarak spor sayfasını heyecanlı bir şekilde açtım. Muhtemel 11’lerde Alex’in adını görünce rahatlamıştım. Her derbide olduğu gibi o gün 1 saat adeta bir gün gibi gelmekteydi, formamı giyip hazır ve nazır vaziyette babamın kalk gidiyoruz demesini bekliyordum. Maça dakikalar kala babam ritüelini tamamlayıp evden ayrılma niyetindeydi. Rıdvan Dilmen ve Güntekin Onay’lı %100 Futbol’u açarak Rıdvan Dilmen’i dinlemeye koyulduk. Hala ara ara aklıma gelen Rıdvan Dilmen’in “Fenerbahçe için ‘tamam-devam’ maçı.” tabirini duydum. Aklımda yer edinen bu ifadeyle maçı izleyeceğimiz kafeye doğru yola koyulduk. Mekana girdiğimizde “Parçalı ve Çubuklu formalı insanlar” bir arada oturuyorlardı, geçmiş derbi deneyimlerimden ötürü o gün bu durum benim için kötü bir haberdi.

GALATASARAY AKINLARI, KASVET, GERGİNLİK!

Saatler 19.00’i gösterdiğinde spikerin de deyimiyle adeta hayat 90 dakika için durmaya başlıyordu. Maça başlarken üzerimdeki heyecanı bir türlü atamamıştım, zaten oyun çok ortadaydı ve müsabakanın Galatasaray’ın da evinde olması gözümü çok korkutuyordu. Yavaş yavaş bulunduğum gergin ortama alışırken 17. dakikada Kaptan, Reto Ziegler’in rakip ceza alanına attığı koşuyu şık bir ara pasla görmüştü. Ziegler’in sağ köşeye bıraktığı top ağlarla buluşurken bulunduğumuz ortamda insanlar birbirlerini sarsmaya, avazlarının çıktığı kadar bağırmaya başlamıştı. Her şey çok güzel gidiyordu, 1-0 öndeydik ve maçın başındaki o kasvetli hava dağıldı. Ardından Galatasaray, taraftarının da desteğini arkasına alarak Fenerbahçe üzerinde müthiş bir baskı oluşturdu. Bu durum benim için kara bulutların habercisiydi. Bu arada Alex ve Sow sakatlanmıştı, Aykut Hoca Sow’u oyundan alma durumundaydı. O sezonun tam anlamıyla hayalkırıklığı transferi Henri Bienvenu oyuna girdiğinde iyice oturduğum sandalyenin ucuna geldim. Galatasaray akınlarının ardı arkası kesilmiyordu. Bu baskı bana o sene 3-1 Galatasaray’ın galibiyetiyle sonuçlanan TT Arenada’ki derbiyi anımsattı, bahsi geçen derbi hala ara ara aklıma gelir ve tüylerim ürperir. Fakat Fenerbahçe’nin kalesini derbi modunu açmış, bulunduğumuz şartlar altında o an için tabiri caizse dünyanın en iyi kalecisi Volkan Demirel korumaktaydı. Necati vuruyor Volkan kurtarıyor, Melo vuruyor Volkan kurtarıyor derken ilk devrenin sonuna geldik. Kafedeki herkes evindeki eşine, pazartesi sabahı sevdiğini görmek için okula gider gibi sigara ihtiyacını görmek için dışarıya çıkıyordu. Dışarıda insanlar maç hakkında konuşuyordu ve bu yazıyı yazarken hala aklımda olan şu sözler havada uçuşmaktaydı: “Bu maç böyle bitmez.”

ŞAMPİYON KADIKÖY’DE BELİRLENECEK!

Nikotin ihtiyacını karşılamış onlarca insan ve ben ikinci devre için yerlerimizi aldık. İkinci devre başına iki takımda da oyuncu değişikliği yoktu fakat bütün Fenerbahçelilerin içinde eğer oyuna müdahale olmazsa takımın pek de dayanamayacağını yönünde bir his vardı. Galatasaray ilk devreye nazaran biraz daha kontrollü oynamaktaydı ,kontrollü dediğime pek aldanmayın, ta ki 61. dakikada Aydın Yılmaz oyuna girene kadar. Galatasaray insanüstü baskısına tekrardan dönmüş ve oyun Galatasaray’ın lehine olacak şekilde aşırı derecede hızlanmıştı. Spiker’in dudaklarından şu sözler dökülmekteydi: “Necati vuruyor, dönen topta çizgi üzerinde Volkan topu kontrol ediyor. Aydın’ın vuruşunda top az farklarla auta çıkıyor. Aydın… Galatasaray mutlak bir golü kaçırıyor.” Galatasaraylı taraftarlar üstlerini başlarını yırtma noktasına gelmişti. Dakikalar 68’i gösterirken Caner’in Elmander’e yaptığı faul sonrası Galatasaray kaleyi tam cepheden gören noktadan bir serbest vuruş kazanmıştı. Topun başına o sezon için kariyer zirvesini yaşayan, frikikleri birer penaltı gibi kullanan Selçuk İnan geçti. “Selçuk geldi, vuruşunu yaptı ve.. goool. Muhteşem bir gol daha, frikik ustası yine sahnede.”. Frikik ustası o an için ben dahil tüm Fenerbahçelilerin içindeki hayat özünü çekmişti, etrafımdaki Galatasaraylıların 68 dakikalık bekleyişi sonuç bulmuş ve inanılmaz derecede seviniyorlardı. Ben ise oturduğum sandalyeye iyice gömüldüm. Babama ve etrafımdaki Fenerbahçeliler’e baktığımda ise durumumuzun pek de farklı olduğu söylenemezdi. İçimdeki ses Galatasaray’ın bu maçı alacağına kesin gözle bakıyordu. Ancak derbilerin dominant takımı Fenerbahçe’nin cephanesinde sıkacak son bir kurşun vardı. 80. dakikada Volkan aut atışıyla oyunu başlattı, top Bienvenu ile buluştu. Belki de Bienvenu Fenerbahçe kariyerindeki en olumlu eylemini gerçekleştirip topu savunmanın arkasına sarkan Stoch’a yolladı. Stoch ve Muslera karşı karşıya, 10 yaşındaki ben ayağa kalkamaya hazır. “Gol pozisyonu karşı karşıya… goool.”. Topun ağlarla buluştuğu an sanki kıyamet kopmuştu, bütün Fenerbahçeliler sevinç naraları atarak birbirlerine sarılıyordu. Ben ise babama gömülüp derin bir nefes aldım. Fırat Aydınus maçın son düdüğünü çaldı, şampiyon Kadıköy’de belirlenecek.

BABALARIN BİR BİLDİĞİ VAR!

Maç sona ermişti, hayatımda o kadar mutlu olduğum anlar çok nadirdir. Soluğu dışarıda aldığımda aklımdaki tek şey sabah okula gidip sene boyunca futbol konusunda ruhumu darlayan Galatasaray’lı arkadaşlarımla güzelce alay etmekti. Babama dönüp “şampiyonuz” dediğimi çok iyi hatırlıyorum. Babamın ise cevabı “belli olmaz o işler” idi. O zamanlar buna pek aldırış etmemiştim ta ki Galatasaray Kadıköy’de kupa kaldırana kadar. Aradan geçen 8 sene ve benim tecrübe edindiğim net bir konu var. Babaların bir bildiği var! Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle, esenlikler dilerim.

ARDA MATSAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir